İnsanlar değişti mi?


benden önce kaç kişi
bu mevsimde
buralarda
iyi gitmeyen dünya işlerini düşüne düşüne
bu sularda yitip gitti?

AZALAN ŞİİR 2 (TEKERRÜR)

biz ve 
kirli yapışkan çamurumuz

ağır bir hüznü büyüttük
                             ve şimdi
                                        yaşıyoruz


çömlekçilik oynarız
belki de
           çoğalırız 
                      seninle


yahut seninle
yeni yenilgilere
                    kayar 
                            gideriz.


AZALAN ŞİİR 1

rüyalarımda ben
geniş teraslı evler yapıyorum
                                          yıldızlara

oradan yaz akşamları
ve el ayak çekilmişken
                                   geceden

uzanıp
       boydan
           boya

insanlığı
seyir etsinler diye
                     doya
                        doya



Sözle ve Acıyla


ölüm benzeri acılarla
bütünüm,
benden silinip gitti bugün.

bu dünyayı gören gözlerimi
okyanus diplerine sunuyorum.

bu büyük salgına
engel olamıyorum.
vebâlı kalbimi
susturamıyorum.

yosunlar çürüten
ve hep siyahlaşan
iri bir martı
ne kadar mutlu ise
yosunlar çürüten
ve hep siyahlaşan
iri bir martı kadar,
mutluyum ben de

hayatın erozyonuna
karşı koyamıyorum
günbegün
eriyorum
ölüyorum.

bir yangınyeri gibi
göğüsümün orta yerine
inen acılar

ulu çınarlar gibi
deviriyor yüreğimi
yavaş yavaş

bir tutam
yağmur sonrası
toprak kokusu
bir tutam
hüzün demeti

bir damla su gibi
sonsuz
cam gibi
kırılgan

ölüm mü geliyor ne?






karşılayış,,,

I
hoş geldin göğü şişiren şair adam

-bak burası yolun sonu-

hoş geldin her sevdamın sonu
hoş geldin aşkı araklayan
hoş geldin yüzü kalmayan

-derisi yüzülmüş kanlı bir beden
ince pişmanlık-
hoş geldin kaçak

II

-ey giden!
hoş geldin

hoş geldin sesim, çığlığım
hoş geldin büyük yangın

hoş geldin uzak düş
hoş geldin gün kokusu
hoş geldin ilk!

III

hoş geldin adına tarih düşürüp
nakşettiğim
hoş geldin yüreğimin titreyen teli
hoş geldin kendi kıyısından uzaklaşan
denizci

IV
-yalnızca ben kaldım
kalakala-


hoş     geldin     kalbime.


merhaba!

ZELZELE


yüreğim soğudu
boşluğum tükendi
zehroldu
             aşkımız,ekmeğimiz


toprağı, havayı, suyu kirleterek
şehir
boğuyor beyin damarlarımızı
                                          sürekli


ben yüksek bir fırın gibi
saklıyorum kırgınlığımı
sıkışan yüreğimin parçacıklarıyla
                                                yazılan ve çizilen
                                                kaderimi beklerken


ey aşk yüzüm kalmadı
                                 yüzüm
                                           kalmadı
eyvâh!


29.05.2013
Çarşamba

Ben tam sekiz tane salyangoz yuttum.
Onları öldürmedim, sindirdim.

İnsan vücudu ne muazzam! Toprak gibi. Bütün kötülükleri kabulleniyor, affediyor. Unutuyor. Ne yediğini bile unutuyor. Sevdiği kitapları, uçan kuşları unutuyor.
Ceviz ağaçlarını ve kurşun kalemleri yudumluyorum ben şimdi. Her şey güzel her şey leziz. Dünya da uzun bir çarşaf gibi seriliyor önüme. Oh mis! Bir tek gökyüzü. Huysuz bir çocuk gibi ağlıyor. Huysuz ve inatçı yağmurları kimse sevmez. Ben de sevmem. Hatta bu yağmurları şairler bile sevmez.
Fark ettim ki insanlarla anlaşamıyorum. Bir tavşan ne kadar ister ki insanlarla konuşmayı? Fakat ben bir tavşan değilim, bunu hep unutuyorum. Bugün fark ettim ben aslında konuşuyorum da çoğu zaman sesimi duyuramıyorum. Biraz zahmetli bir iş gibi geliyor bu bana. Yemek yemek değil okumak da değil ama konuşmak beni çok yoruyor. Konuştuğum kelimeleri sindiremiyorum artık. Böyle durumlarda kendimi bir şiir gibi hissediyorum. Asaf'ın en özensiz iki dizesi gibi sanki. Sanki güneşin en karanlık yüzü gibi. Güzel kırmızı bir kamyon gibi belki. Ama asla bir insan gibi değil.

Günün belli saatlerinde kendimi unutmaya çalışıyorum. Bu pek mümkün olmuyor. Ve yalnızca günün belli saatlerinde gülümsemeyi düşünüyorum. Gülmek bir ihtiyaç diyorlar, doğru. Yemek yemek gibi, abartmamak lazım. Ben mesela insan olarak anlamam türümün bu yersiz mutluluğunu. Oysa durmadan sigara içen balıkçılar da var. Günden güne çürüyen mısır tarlaları ve kendisini bir yaban domuzu gibi avlayan avcılar var. Evet gerçekten kendisini avlayan avcılar var. Bana kalırsa o güzel beyinlerini minik pembe bir domuza benzettikleri için yaparlar bunu. En ağır tüfekleriyle hedef aldıkları beyinlerine tek el ateş ederler.
Ben de bazı kitapları tek lokmada yutmak istiyorum mesela. Bu da biraz tuhaftır. Biraz daha düşününce henüz tanışmadığım sularda yüzmek ve hatta boyumu aşan yerlere derin kulaçlar atmak istiyorum. İnsan vücudu ve ilaveten aklı hakikaten çok muazzam! Her türlü engeli aşacak inanç mevcut bu bünyelerde. Sığmıyoruz kabuğumuza. Daima gelişiyoruz ve bununla beraber genleşiyoruz. Sağdan soldan çok fazla acıya yer var. Hatta ihtiyacımızda var. Şimdi şimdi düşündükçe anlıyorum besbelli konuşmak değil benim işim. Susuzluğumu giderme hissi ile yazmaya ara veriyorum.


ARINMA




Ben bir tohum
Başım sonum
Toprak.


Ben bir sağır,
Ben bir kör.

Affet!

YENİLGİ


I

Yenildim,
Yenilendim.


Ama

direndim.
Yemin billah direndim.


II

Ben severim
Seni.

Severim bebekleri.
Ağaç dalları gibi
-hüzünlü.
Kalın kaşlı kadınları.
Severim.
Ben
Seni sevdiğim kadar severim yenilmeyi.

III

Hayır, desem
Yok yok hayır diyemem.


Sevmeni istesem
-ben küstah biriyim.
Sevemezsin ki bilirim.

Olsun olsun olsun
Defalarca olsun.
Bu şekilde olsun, mutlu isen.


IV

Bilmezsin ey çocuk,
Bilmeden seversin.
Bide büyüdüm dersin
Güldürme beni be çocuk.


Neyi bilmem, dersin.
Martıları mesela
Bilmezsin.

V


Daha bugün gördüm, seni.
Bugün ya bugün.

Bu gün.

Ve yine tekrar ediyorum,
Bugün, yeniden sevdim.

Seni
İlk sevdiğim günkü gibi.





Insan hayatının öyle dönemleri vardır ki, tekrarı olmayan. Yeniden doğsa da yaşayamayacağı anları, anıları vardır.
Öğrendim.

Ben şimdi gençliğimin acıyla tanıştığı yaşlarındayım. Yani keşkeler ve belkiler. Bide halen sahip olduğum büsbüyük umutlar. Inandığım ve bu doğrultuda yaşadığım bir hayata sahibim. Aitlik duygusunun ne olduğunu iyi bilirim. Bu yüzden sahiplik ekine önem veririm. Kocaman kocaman korkularım var benim. Ölüm gibi ölümüm gibi. Yaşlanıp da yumuşayan ellerimin çürüdüğünü görmek istemem. Yaşlılıkta hissedilen o, "ölüme yakınlık duygusu"nu hissetmekte istemem. Çünkü bence gençken ölmeli insan. Dipdiri ve edeplice gitmeli gideceği yere. Işte ben de böyle böyle ölümü yadırgamamayı öğrendim. "Bari" dedim, "ölüm bize gelmeden biz ona gidelim."
Olmadı.

Tahmin edersiniz, ikinci bir şans. Bu çok az insana verilir;
-Daha zamanı değil, senin için daha güzel bir ölüm düşünüyorum.
+Anlıyorum.

Şimdi öğrendim, belki alelâde yaşıyoruz hatta daha ileri gidecek olursam belki de kan soluyoruz. Ama havada kalmıyor hiçbir kar tanesi. Ne kadar az yaşarsak o kadar iyi diyorlar, yanlış. Ne kadar dürüst yaşarsak o kadar iyi. Yani söylemek istediğim kimse kozasını örmeyi tamamlamamışken, çıkamıyor aydınlıklara. Bu yüzden rüyalarım ve umutlarım. Sahip olduklarım bunlardan ibaret. Bu kimine göre eksik yaşamak. Kimine göre saçma ve abartı. Bana göreyse tam orta karar! Yeterli.

Yine de biliyorum kısalacak rüyalarım, umudum azalacak. Ve -artık- biliyorum, ölüm var. Ama bodrum katlarında sessiz bir ölüm olmayacak benimkisi. Taptaze, sıcacık bir ölüm olacak. 

Ölüm yakışır yüzüme.